Tarih bazen gürültüyle yazılır, bazen de derin bir sessizlikle…
Kimi isimler vardır ki, resmi tarih satırlarında hak ettiği yeri bulamasa da millet hafızasında yaşamaya devam eder. İşte o isimlerden biri de Nuri Killigil Paşadır.
2 Mart 1949’da, İstanbul’un Sütlüce semtinde bulunan fabrikasında meydana gelen esrarengiz bir patlama…
Resmî kayıtlara göre bir “iş kazası.”
Ama etkileri bakımından, Türk askerî ve sanayi tarihinin en karanlık hadiselerinden biri.
Bu patlamada Nuri Paşa, 6 itfaiyeci ve 22 işçiyle birlikte hayatını kaybetti.
Ancak onun hikâyesi bir fabrikada son bulan bir hayat hikâyesi değil; aksine, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına uzanan çetin bir mücadelenin özeti gibidir.
Kafkasya’da Yazılan Bir Destan
Nuri Paşa, I. Dünya Savaşı yıllarında yalnızca bir cephe subayı değildi.
Onu tarihe asıl geçiren görev, komutanlığını üstlendiği Kafkas İslam Ordusu ile yaptığı harekâttır.
1918’de Azerbaycan, Bolşevik ve Taşnak baskısı altındayken Türk ordusu kardeş bir milletin yardım çağrısına kayıtsız kalmadı.
Nuri Paşa’nın komutasındaki birlikler Gence üzerinden ilerleyerek Azerbaycan kuvvetleriyle omuz omuza savaştı ve nihayetinde Bakü’nün kurtuluşunu sağladı.
Bu zafer, sadece askerî bir başarı değildi.
Aynı zamanda iki millet arasında bugün hâlâ hissedilen kader birliğinin temel taşlarından biri oldu.
Bugün Azerbaycan’da “Nuru Paşa” isminin bir komutanın ötesinde, bir kurtarıcı gibi anılması boşuna değildir.
Enver Paşa’nın Kardeşi, Ama Kendi Hikâyesinin Kahramanı
Nuri Killigil Paşa, çoğu zaman yalnızca Enver Paşa’nın kardeşi olarak anılır.
Oysa bu, onun şahsi mücadelesini gölgede bırakan eksik bir tanımlamadır.
Evet, o dönemin en güçlü siyasi yapılarından biri olan İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde yer aldı.
Ama savaş sonrası birçok İttihatçı tasfiye edilirken Nuri Paşa bambaşka bir yol seçti:
Silah bırakmadı.
Bu kez cephede değil, üretimde mücadele etti.
Cumhuriyet Döneminde “Gizli” Bir Savunma Sanayicisi
Kurtuluş Savaşı yıllarında ordunun silah ve mühimmat ihtiyacını karşılayan imalathanelerde aktif rol aldı.
Cumhuriyet döneminde ise devlet desteği olmadan, tamamen kendi imkânlarıyla çalışan bir savunma sanayi girişimcisine dönüştü.
Bugün sıkça konuştuğumuz “yerli ve millî savunma sanayii” fikrinin erken ve yalnız öncülerinden biriydi.
Ancak onun kurduğu üretim düzeni, dönemin uluslararası dengeleri ve Türkiye’nin hassas siyasî atmosferi içinde hep dikkatle izlenen, hatta rahatsızlık uyandıran bir faaliyet alanı olarak kaldı.
Ve ardından o patlama geldi…
Nedeni hiçbir zaman tam olarak açıklığa kavuşmadı.
Cenazesi Bile Tartışmalı Bir Komutan
Nuri Paşa’nın vefatından sonra yaşananlar da en az hayatı kadar dikkat çekicidir.
Yıllarca anlatıldığı gibi “sahipsiz bırakıldığı” iddiası bütünüyle doğru değildir.
Paşa için iki ayrı cenaze töreni düzenlendi.
İlkinde devlet görevlilerinin de yer aldığı toplu bir defin gerçekleştirildi.
Daha sonra, patlamadan günler sonra kendisine ait olduğu düşünülen naaş parçaları için ailesi tarafından ikinci bir tören yapıldı.
Bu ikinci tören, İstanbul Müftülüğü’nün imam göndermediği, dönemin siyasî ve bürokratik çekincelerinin açık bir göstergesi olarak tarihe geçti.
Azerbaycan’ın Belleğinde Yaşayan Ad
Türkiye’de zaman zaman unutulsa da Azerbaycan’da Nuri Paşa hâlâ yaşayan bir anıdır.
Onu, Bakü’nün kurtuluşuyla birlikte anan şiirler, türküler ve yazılar bugün bile kaleme alınmaktadır.
Çünkü bazı komutanlar yalnız savaş kazanmaz;
milletlerin kaderine dokunur.
Unutulanları Anımsaman
Nuri Killigil Paşa’nın yaşamı bize şunu anımsatır:
Tarih sadece kazananların değil, hatırlayanların eseridir.
Resmî anlatılar değişebilir.
Siyasî konjonktürler isimleri gölgeleyebilir.
Ama bir milletin gönlünde yer etmiş hatıralar silinmez.
Bugün, vefatının yıldönümünde onu anmak;
sadece bir askeri değil, aynı zamanda Türkiye’de bağımsız savunma sanayii fikrinin erken bir öncüsünü,
Türk-Azerbaycan kardeşliğinin sahadaki mimarlarından birini hatırlamaktır.
Nuri Killigil Paşa, Azerbaycan’daki kahramanlıkları ile Azerbaycan Türklerinin hala günlünde yaşamaktadır.
Nuri Killigil Paşanını uçmağa varışının yetmiş yedinci yılında bir Azerbaycan türkü, kend lehçesiyle duygularının şöyle dile getiriyor:
“Azərbaycanın nuru-Nuru paşa
Türk dünyasının igid oğlu, yüzilliklər keçsə də, yaddaşlarda qalacaq, ürəklərdən silinməyəcək Nuru paşamızın anım günüdur. O Nuru paşa ki, adı kimi əməli ilə də Azərbaycanı nura boyamışdi. O Nuru paşa ki, qardaş Azərbaycanının dadına yetən, Gəncə düzündə fəslərinin ( papaqlarının) al rəngli qotazları lalələrə bənzədilən, elə o al qotazlı igidlərin al qanları hesabına da Azərbaycanı düşmən işğalından qurtarmağa kömək edən, düşmənə qarşı Azərbaycan ordusu ilə çiyin-çiyinə savaşaraq Bakını azadlığına qovuşduran Qafqaz İslam Ordusunun komandanı idi. O Nuru paşa ki, sonrakı dönəmin siyasi hadisələrindən dolayı Azərbaycandan getməyə məcbur olsa da, ürəyi hər zaman yenə də Azərbaycanla döyünmüşdü. “Azərbaycanda görməli olduğumuz işləri sona çatdıra bilmədik” deyərək hər zaman bunun həsrətin çəkmişdi.Azərbaycanı bir an da olsa unutmamışdı.
Biz də səni və sənin timsalında qardaş Türkiyəmizin Azərbaycan uğrunda canın qurban verdiyi 1130-dan çox şəhidlərimizi sovet imperiyasının bizi bizdən ayırmaq istədiyi, milli kimliyimizi unutdurmaq istədiyi o qanlı illərinidə belə unutmadıq. hər zaman ürəyimizdəsən, NURU PAŞAM !
M.Afət”
Bazı yaşamlar vardır; mezar taşına değil, milletlerin belliğine yazılır.
Nuri Paşa da onlardan biridir.
İttihat Terakki’nin yüz aklarından, Tgürklüğün yılamz savaşçısı, büyük Türk evladı Nur Killigil Paşa’yı saygıya anoyır, yerinin Tanrıdağı olmasının diliyorum.
ADANA
Az önceADANA
4 gün önceADANA
4 gün önceADANA
4 gün önceADANA
4 gün önceADANA
5 gün önceADANA
5 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.