web statisticsweb statistics

Yaşar Yıldırım’ın söyledikleri CHP’lilerin anladığı

Yaşar Yıldırım’ın söyledikleri CHP’lilerin anladığı

ABONE OL
18 Şubat 2026 14:03
Yaşar Yıldırım’ın söyledikleri CHP’lilerin anladığı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Siyasette bazen söylenen söz kadar, o sözün nasıl yorumlandığı da gündemi belirler. Son günlerde yaşanan tartışma tam olarak böyle bir tabloyu ortaya koyuyor.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım’ın, Türk Eğitim-Sen genel kurulunda yaptığı konuşma, aslında doğrudan kendi siyasal değerlendirmesini içeriyordu. Ancak bu değerlendirme, muhatapları tarafından bambaşka bir çerçeveye oturtuldu.

Yıldırım konuşmasında, Özgür Özel’in grup toplantısında dile getirdiği ve Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a ilişkin olduğu belirtilen beş ayrı dosyaya dikkat çekti. Bu dosyaların içeriğine dair yapılan açıklamalarda, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın adının “birinci şüpheli” olarak geçtiği iddiasını anımsatarak, sorunu CHP içindeki siyasal dengelerle ilgili olabileceğini savundu.

Bu sözler, doğrudan bir suçlama ya da yargı çağrısı değil; CHP içi rekabete dair siyasi bir yorum niteliğindeydi. Ancak CHP cephesinden gelen tepkiler, açıklamayı bir “operasyon iması” olarak okudu.
Parti yöneticileri, yapılan değerlendirmeyi “kumpas” olarak nitelendirirken, tartışmayı hızla iktidar–muhalefet gerilimi ortamına taşıdı.

Oysa ortada dikkat çekici bir çelişki var.

Bir yanda, CHP Genel Başkanı’nın bizzat kendi kürsüsünden dile getirdiği dosyalar…
Diğer yanda, bu dosyalara atıf yapıldığında “dış müdahale” söylemi…

Siyasette kamuoyunun belleği zannedildiği kadar kısa değil. Bir konu önce siyasi söylemin parçası haline getiriliyor, ardından aynı konu üzerinden yapılan yorumlar “hedef gösterme” olarak tanımlanıyorsa, burada doğal olarak şu soru doğuyor:
Tartışmanın sahibi kim?

Bugün gelinen noktada mesele, MHP’nin ya da başka bir siyasi aktörün ne dediğinden çok, CHP içinde yaşanan güç mücadelesinin nasıl okunacağına dönüşmüş durumda.

Türkiye siyaseti uzun zamandır bir başka gerçeği yaşıyor:
Parti içi rekabetler artık kapalı kapılar ardında değil, mikrofonlar önünde yapılıyor.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmaları henüz resmen başlamamış olsa da, isimler üzerinden yürüyen mesaj savaşları şimdiden sertleşmiş görünüyor. Daha önce Ekrem İmamoğlu üzerinden yaşanan siyasal gerilimlerin ardından şimdi Mansur Yavaş adının tartışmaların merkezine oturması, bu rekabetin devam ettiğini gösteriyor.

Son tartışma bize şunu anımsatıyor:

Türkiye’de siyaset artık sadece rakip partiler arasında değil, partilerin kendi içlerinde de yürütülen çok katmanlı bir mücadele alanına dönüşmüş durumda.
Ve çoğu zaman bir açıklamanın etkisini, o açıklamanın kendisinden ziyade, ona yüklenen siyasi anlam belirliyor.

Kısacası mesele, “kim ne söyledi?” sorusundan çok,
“kim, neden öyle anlaşılmasını istedi?” sorusunda düğümleniyor.

 

**

Hukukun Işığında Yükselen Bir Toplum: Medeni Kanun’un Kabulü

17 Şubat 1926…
Bu tarih, yalnızca bir yasanın yürürlüğe girdiği gün değildir.
Bu tarih, bir toplumun kaderini değiştirmeye karar verdiği; kulluktan yurttaşlığa, gelenekten çağdaşlığa, eşitsizlikten adalete yöneldiği büyük bir zihniyet devriminin adıdır.

Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim şekli değişikliği değildi. Cumhuriyet, hayatın tamamını kapsayan bir yeniden doğuş projesiydi. Bu projenin en güçlü dayanaklarından biri ise hiç kuşkusuz Türk Medeni Kanunu oldu.

Osmanlı’nın son dönemlerinde toplumsal yaşamı düzenleyen hukuk sistemi, büyük ölçüde dini kurallara dayanıyordu. Bu yapı, modern dünyanın ihtiyaçlarına cevap vermekte zorlanıyor; özellikle kadınların toplum içindeki yerini sınırlayan bir çerçeve oluşturuyordu. Oysa yeni kurulan Cumhuriyet, bireyi esas alan, akla ve bilime dayalı, çağdaş bir toplum hedefliyordu. İşte Medeni Kanun, bu hedefin hukuki temelini attı.

Medeni Kanun ile birlikte:

  • Hukuk düzeni laik esaslara bağlandı.
  • Aile yapısı modern hukuk normlarına göre yeniden tanımlandı.
  • Resmî nikâh zorunlu hale getirilerek evlilik devlet güvencesine alındı.
  • Tek eşlilik esası kabul edilerek kadın onuru ve aile bütünlüğü korundu.
  • Kadınlar miras, boşanma ve tanıklık gibi alanlarda erkeklerle eşit haklara kavuştu.
  • Kadınların meslek seçme ve çalışma hakkı güvence altına alındı.

Bugün bize doğal gelen bu hakların, o dönemde ne denli köklü bir dönüşüm anlamına geldiğini hatırlamak gerekir. Medeni Kanun, sadece kadınları özgürleştirmedi; aileyi güçlendirdi, toplumu rasyonelleştirdi ve devlet ile birey arasındaki ilişkiyi çağdaş hukuk zeminine oturttu.

En önemlisi de, bu yasa kadınları toplumun edilgen unsuru olmaktan çıkarıp eşit ve özgür bireyler haline getirdi. Kadının kamusal hayata katılmasıyla birlikte eğitimden ekonomiye, kültürden siyasete kadar her alanda büyük bir toplumsal dinamizm doğdu. Cumhuriyet’in kalkınma hamlesinin görünmeyen motorlarından biri işte bu hukuki eşitliktir.

Bugün Medeni Kanun’un kabulünün üzerinden neredeyse bir asır geçti. Ancak onun getirdiği değerler hâlâ güncelliğini koruyor:
Hukukun üstünlüğü, eşit yurttaşlık, kadın-erkek eşitliği ve çağdaş yaşam ideali…

Unutmamak gerekir ki yasalar sadece metinlerden ibaret değildir. Yasalar, bir milletin nasıl yaşamak istediğinin ilanıdır.
17 Şubat 1926’da ilan edilen irade şuydu:
Türkiye, yüzünü akla, bilime ve eşitliğe dönmüş çağdaş bir hukuk devleti olacaktır.

Medeni Kanun’un kabulü, işte bu kararlılığın en güçlü simgelerinden biridir.

Kutlu olsun.

 

 

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.