Dünkü Çukurova Barış’ın manşetini okuyanlar hatırlayacaktır.
AK Parti Adana Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Abdullah Doğru, Adana’daki CHP’li belediyeleri “çapsızlıkla” suçladı.
Üçü Silivri’de tutuklu bulunan CHP’li belediye başkanlarını kastederek,
“Çapsızlar ne yaptılar?” diye sordu.
Bu soru bende başka bir soruyu tetikledi.
Gerçekten…
Bir siyasetçiyi, bir belediye başkanını, bir belediye meclis üyesini çaplı yapan nedir?
Hangi işler yapılırsa, hangi açıklamalar yapılırsa insan “işte bu çap” der?
Uzun uzun düşündüm.
Beton mu?
Açılış törenleri mi?
Kurdele sayısı mı?
Sosyal medya paylaşımları mı?
Sonra işin özüne indim.
Ve kendi kendime şu soruyu sordum:
Bir kenti temsil ederken, o kentin kaybını savunmak hangi çapa sığar?
Benim aklıma gelen, çaplılık göstergesi olabilecek (!) bazı tutumlar şunlar oldu:
– Milletvekili olduğun ildeki devlet yatırımlarının başka illere taşınmasını desteklemek.
– Komşu ilde yapılan ya da yapılacak bir yatırımı, “aslında bize yapıldı” diye anlatmak.
– Temsil ettiğin kentteki demiryolları atölyelerinin komşu ile taşınmasını, “Bölge müdürlüğü bizde kaldı” diye savunmak.
– Kâr eden bir havalimanının, komşu ile taşınmasına alkış tutmak.
– Temsil ettiğin il ile komşu ili, “Artık biz tek il gibiyiz” diyerek kendi kentini silikleştirmek.
– Komşu ilin ekonomik büyümesini, kendi kentinin kalkınmasıymış gibi pazarlamak.
– Kentteki tesislerin, fabrikaların, kurumların komşu illere taşındığından
haberdar bile olmamak.
– Partilisinin çıkarına engel olan kamu görevlilerini görevden aldırmak.
– Seçildiğin partiyi bırakıp, rakip partiye “muhacir” olarak göç etmek.
Benim aklıma gelenler bunlar.
Belki yanılıyorum.
Belki de çağ değişti.
Artık “çap” dediğimiz şey,
kentin kazandıklarıyla değil,
kentin kaybettiklerini ustalıkla anlatabilme becerisiyle ölçülüyordur.
Ama yine de sormadan edemiyorum:
Bir kentin yatırımı giderken susmak mı çap?
Bir kentin değeri erirken alkışlamak mı çap?
Yoksa asıl çap,
kendi kentine sahip çıkabilmek midir?
Sizlerin aklına gelen “çap göstergelerini” de doğrusu merak ediyorum.
Çünkü bu memlekette, çaplılık iddiası çok, ama çapın kendisi giderek küçülüyor.
**
Mevlüt Abinin Not Defteri
Belediye otobüslerinde şemsiye satacağım
Dün sabah belediye otobüsüne binince ticari deham uyandı.
Öyle sıradan bir uyanış değil; beyinsel, tecimsel, hatta biraz da ruhani bir aydınlanma yaşadım.
Beynimde yanan ampul o kadar parlaktı ki, karşı koltukta oturan hanımefendinin gözleri kamaştı. Kadıncağız bir an “bu adam aydınlandı mı, yoksa kısa devre mi yaptı” diye bana baktı.
Efendim, otobüse bir bindim…
Cam kenarındaki bütün koltuklar sırılsıklam. Ama öyle böyle değil. Pencerenin üstünden koltuklara pıt pıt su damlıyor.
“Damlıyor” demem sözün gelişi. Bir saniye oturup kalkan, durumu bilmeyen biri tarafından “altına kaçırmış” zannedilirdi.
Neyse ki Mevlüt Abiniz her daim tedbirlidir.
Cebimde bir market poşeti vardı.
Serdim koltuğa, üstüne oturdum.
Altımdan koltuğu gizli göle döndüren sularla adeta bütünleştim.
Bir yandan da YouTube denen ilim irfan yuvasından “yağmur sesiyle aşk” temalı bir şey açtım.
Şarkıda yağmurun sesi aşka davet ediyordu ama…
Benim pantoluma düşen damlalar ticarete davet etti.
Damlalar resmen kulağıma fısıldıyordu:
“Mevlüt Abi, hadi harekete geç.
Bu fırsat bir daha gelmez.
Otobüslerde şemsiye sat.”
Haklıydılar.
Cam kenarındaki koltuklara ancak altına naylon poşet serip, üstüne şemsiye açarak oturulabiliyordu.
Yağmurlu günde konforlu yolculuk dediğin şey, üç sacayağı ister:
Poşet – Şemsiye – Sabır.
Meryem Abdurrahim Gizer Ortaokulu durağında indim.
Koşar adımlarla Sabancı İş Merkezi’nin oralara geçtim.
Daha önce birkaç defa şemsiye, tıraş makinesi falan aldığım Urfalı kardeşim var orada.
Toplu şemsiye için pazarlık yapacağız.
Aslında pazarlık uzun süredir sürüyor.
Ben fiyatı indiriyorum, o gözlerini kısıp bakıyor.
O fiyatı yükseltiyor, ben “abi bu iş sosyal hizmet” diyorum.
Ama anlaşmaya çok yakınız.
Anlaşma sağlanır sağlanmaz plan hazır:
Bir belediye otobüsünden inip diğerine bineceğim.
Vatandaşlarımızı su damlalarının insafına bırakmamak için şemsiye satacağım.
Yanlış anlaşılmasın…
Paraya para demeyeceğim ama benimki ticaret değil, toplumsal dayanışma.
Otobüslerde sattığım şemsiyeler sayesinde yüzlerce yurttaşımız ıslanmadan yolculuk edecek.
Kimi pantolonunu, kimi onurunu kurtaracak.
Söylemesi ayıp…
Benim ticari deham bir başka.
Dehamla övünüyorum.
Çünkü bu ülkede bazıları yağmurdan kaçarken, bazıları yağmurdan fırsat yapar.
Ben ikinci gruptayım.
**
Cvumartesi Öyküsü
Yağmurda Açan Gönüller
O gün yağmur bi başka yağdı. Öyle çatır çatır değil…
Sanki gökten biri “dayanın” der gibi ince ince döküldü üstümüze.
aceleyle değil; sanki yeryüzüne bir sırrı fısıldar gibi, damla damla, usul usul…
Toprak kokusu karıştı havaya.
Gönüllerün üstüne çöken pas, birer birer çözülmeye başladı. Çünkü yağmur sadece toprağı değil, insanın içini de yıkar bazen.
O gün insanlar aşka koştu. Kimisi farkında olmadan, kimisi yıllardır kaçtığı yere dönerek…
Islanan ayakkabılara aldıran olmadı. Çünkü kalp, ilk defa bu kadar açık duruyordu.
Bir kadın vardı mesela; gülmeyi çoktan unutmuştu.
Yağmur alnından süzülürken kalbinin kapısını araladı.
“Varsa” dedi, “sonuna kadar girsin.”
Korkmadı artık. Çünkü korku, kapalı kapılarda büyürdü.
Bir adam vardı; susmayı öğrenmişti, sevmemeyi sanıyordu.
Yağmur göğsüne vurdukça anladı ki, kalbine hiç son una dek açmamış.
İlk kez anahtarı çevirdi.
İlk kez içeri ışık girdi.
Ve o anda oldu işte…
Gönüller çiçek eçtı.
Öyle süslü çiçekler değil ha, dağ başında kendi kendine açan inatçı çiçekler. Kimse görmese de açan…
Ne mevsim sordu, ne zaman.
Yağmurla sulanan kalpler, renk renk açtı.
Bir gül, bir papatya, bir de ismini bilmedikleri ama çok tanıdık bir sevda…
Yağmur dindi sonra. Ama herkes biliyordu: ıslanan sadece üstleri değildi. İçlerinde bir şey yeşermişti artık. Yağmur dinince üstümüz kurudu belki, ama içimiz ıslak kaldı.
İyi ki de kaldı. Çünkü insan kalbi kuruyunca yaşamayı unutur.
Bazı yağmurlar geçmez. Kalpte kalır.
Ve insan, bir daha asla eskisi gibi kapalı yaşayamaz.
O yağmurdan sonra kimse eskisi gibi kapatamadı gönlünü.
Bir kere açılan kapı kilit tutmaz.
Sevda da öyle işte… Yağmurda gelir, gönlünü bulursa sonuna dek kalır.
ADANA
24 saat önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
5 gün önce