Türkiye’de ve çevre coğrafyalarda yaşanan her olaya bir pencereden bakılıyor.
ABD penceresi var, Batı penceresi var, Çin penceresi var.
Azınlık penceresi var, küresel hassasiyet penceresi var.
Ama nedense Türk penceresi hep kapalı.
İran’daki olaylar konuşuluyor bugünlerde.
“Gösteriler”, “baskı”, “rejim”, “hak ihlalleri” deniliyor.
Ancak gösterileri bastırma bahanesiyle baskıya uğrayan Türklerden,
yer yer sistematik hâl alan Türk karşıtı uygulamalardan söz eden yok.
Kadim bir Türk şehri olan Urmiye,
tarihsel ve demografik gerçekler hiçe sayılarak “başka kimliklerin kenti” ilan edilmeye çalışılıyor.
Buna itiraz edenlerin sesi ise cılız, dağınık ve ürkek.
Daha da düşündürücü olan şu:
Kendini Türk milliyetçisi olarak tanımlayan bazı çevreler bile,
İran’daki gelişmeleri Türk milliyetçisi refleksiyle değil,
başkalarının bakış açısıyla yorumluyor.
Oysa Türk milliyetçiliği, refleks meselesidir.
Türk nerede yok sayılıyorsa,
Türk nerede baskı altındaysa,
Türk nerede susturuluyorsa
bakışın oraya dönmesi gerekir.
İran nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Türkler,
dil, kimlik, kültür ve siyasal temsil konusunda ciddi sorunlar yaşıyor.
Ama bu sorunlar, Türkiye kamuoyunda neredeyse yok hükmünde.
Filistin için gösterilen hassasiyetin,
başka halkların acıları için sergilenen duyarlılığın
binde biri bile İran Türkleri söz konusu olduğunda ortaya konulmuyor.
Bu bir unutkanlık değil.
Bu bir dalgınlık da değil.
Bu açıkça ilgi esirgeme hâlidir.
Türk milliyetçisinin görevi;
başkalarının haklarını küçümsemek değil,
ama Türk’ün hakkını başkalarının gölgesine bırakmamaktır.
Artık açıkça söylemek gerekiyor:
Türk Penceresinden Bakmanın Vakti Çoktan Geldi
Türkiye’de ve çevre coğrafyalarda yaşanan her olaya bir pencereden bakılıyor.
ABD penceresi var, Batı penceresi var, Çin penceresi var.
Azınlık penceresi var, küresel hassasiyet penceresi var.
Ama nedense Türk penceresi hep kapalı.
İran’daki olaylar konuşuluyor bugünlerde.
“Gösteriler”, “baskı”, “rejim”, “hak ihlalleri” deniliyor.
Ancak gösterileri bastırma bahanesiyle baskıya uğrayan Türklerden,
yer yer sistematik hâl alan Türk karşıtı uygulamalardan söz eden yok.
Kadim bir Türk şehri olan Urmiye,
tarihsel ve demografik gerçekler hiçe sayılarak “başka kimliklerin kenti” ilan edilmeye çalışılıyor.
Buna itiraz edenlerin sesi ise cılız, dağınık ve ürkek.
Daha da düşündürücü olan şu:
Kendini Türk milliyetçisi olarak tanımlayan bazı çevreler bile,
İran’daki gelişmeleri Türk milliyetçisi refleksiyle değil,
başkalarının bakış açısıyla yorumluyor.
Oysa Türk milliyetçiliği, refleks meselesidir.
Türk nerede yok sayılıyorsa,
Türk nerede baskı altındaysa,
Türk nerede susturuluyorsa
bakışın oraya dönmesi gerekir.
İran nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Türkler,
dil, kimlik, kültür ve siyasal temsil konusunda ciddi sorunlar yaşıyor.
Ama bu sorunlar, Türkiye kamuoyunda neredeyse yok hükmünde.
Filistin için gösterilen hassasiyetin,
başka halkların acıları için sergilenen duyarlılığın
binde biri bile İran Türkleri söz konusu olduğunda ortaya konulmuyor.
Bu bir unutkanlık değil.
Bu bir dalgınlık da değil.
Bu açıkça ilgi esirgeme hâlidir.
Türk milliyetçisinin görevi;
başkalarının haklarını küçümsemek değil,
ama Türk’ün hakkını başkalarının gölgesine bırakmamaktır.
Artık açıkça söylemek gerekiyor:
Türk halklarının sözcüsü olma vakti geldi de geçiyor.
Susarak, görmezden gelerek,
“şimdi sırası değil” diyerek bu sorumluluktan kaçınılamaz.
Çünkü tarih, konuşanları da susanları da yazar.
İran’daki olaylara Türk penceresinden bakmayan her değerlendirme eksiktir.
Ve Türk’ün hakkını savunmaktan çekinen her milliyetçilik iddiası, kendi varlık sebebini inkâr etmektedir.
ADANA
24 saat önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
5 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.